Konuştuk Alp Ersönmez'le...
“Ben müziğe başlamadım, müzik bana başladı…”
Akbank Caz Festivali’nin düzenlediği Kampüste Caz etkinliğinin kilit ismi Alp Ersönmez ile ‘Cereyanlı’ konseri öncesi Otto Sofyalı’da çok samimi bir muhabbet…
15.08.1974 doğumlu Alp Ersönmez’in çocukluk zamanları sanıldığı gibi müzikle harmanlanmış değil. Yolu zaman içerisinde müziğin içinden geçmiş. “Bizim evde hep müzik vardı. Babam kanun, amcam ud ve cümbüş çalardı. Müzik, çocuk için en güzel oyuncak. Bir alete dokunarak ses çıkarabilme olayını canlı kanlı doğduğumdan beri yaşadım fakat beni müziğe başlatan olay bir üst sınıftaki iki adamın gelip ‘sen davul çalar mısın?’ demesidir.”
1980 Şubatında Manisa Demirci’den İzmir’e göçmüş Ersönmez ailesi. Alp Ersönmez, 20 yılını sevdiği İzmir’inde geçirdikten sonra İstanbul’a yerleşmiş. “İzmir 56’da sonra yaşanacak yer.”
7 yaşında annesi ve babasının ona hediye ettiği mandolinin hayatında pek bir yeri olmamış. Ortaokulda alınan orgu da biraz kurcalamış ve çok zevk almadığını görünce bırakmış. Orta 2’de kurulan okul grubunda davul çalma teklifini kabul etmiş, Ozzy Osbourne’un, Iron Maiden’ın rock melodilerini lise sona kadar severek çalmış. Daha sonra zamanın meşhur gruplarından İdea’nın davulcusu olmuş. Üniversite yıllarında kurulan yeni bir gruptan bas gitar çalma teklifi gelince kabul etmiş ve bir arkadaşından ödünç aldığı, Orfeo marka Bulgar Bası ile 1 hafta içinde parçaları çıkarıp Kuşadası’na konsere gitmiş. O günden sonra başarılı bir bas gitarist olma yoluna girmiş.
9 Eylül İşletme sonrası Bilgi Üniveritesi Caz Bölümü’ne girmiş. ’’Bilgi’ye gitmeden önce de kendi kendine çalışmıştım. O dönemler Emin Fındıkoğlu bana çok yardımcı oldu. Şuan bildiğim caz armonisin temelini Emin hoca öğretmiştir bana.’‘ Bilgi’deki 2 yıl sonunda enstrüman seçimi yapmak yerine kompozisyon okumuş. ’’Daha iyi beste yapmak ve müziği daha iyi anlamak adına doğru bir karar olacağını düşündüm.’‘ Sonrasında malesef bu bölümler kapandı.
Ardından uygulama dönemi devreye girer ve gurup çalışmaları başlar. İstanbul Sessions, Wax Poetic, Quartet Muartet, Kangroove, Tarkan ve Nil Karaibrahimgil gibi isimlerle değişik zamanlarda çalışmalarına başlamıştır. Bu çalışmaların yoğunluğunu nasıl ayarladığını merak ediyorum. ’’Bunların hiçbiri çok yoğun çalışan gruplar değil. İlhan Türkiye’ye geldiğinde konserlerimiz devam ediyor ve varsa turneye çıkılıyor. Tarkan genelde turne yapıyor. Dolayısıyla bunların programını yapmak çok zor olmuyor. Karşılıklı birbirimize yardımcı oluyoruz.’‘
Kendini bu oluşumlardan İstanbul Sessions’a daha yakın hissediyor musun acaba? ’’İstanbul Sessions formatı dünyada az rastlanacak bir format. Zor bir grup. Davul, perküsyon, bas, saksafon. Spesifik bir armoni sazı yok. Gitarist, piyanist, keyboardcu yok. Bir nefesli saz var tek bir hat çalan ve hem armoni hemde bas partisini dolduran ben varım. Bu yüzden hem zorluk yaşıyorum hem de serbestim. Geniş bir armonide gezinebiliyor ve efekt pedallarımı özgürce kullanabiliyorum. Bu açıdan, bu oluşumda olmak ayrı bir zevk’‘
Müzikte, grup mu? Bireysel mi? ’’Bir grubun elemanları tek tek dünyanın en iyi müzisyenleri olmayabilirler ama grup olarak bir araya gelindiğinde çıkan işin kimyası gruba özgüdür.’‘
Erik Truffaz ile yollarınız nasıl bir araya geldi? ’’İstanbul Sessions’ı ilk kurduğumuzu zamanlarda Erik bir kaç konserimize misafir olarak geldi. İstanbul Sessions albümünü kaydederken de İlhan teklif etti ve o da kabul etti. Tam o sırada ben de SFG (sağlam faydalı güzel)’de tam ona göre bir hava olduğunu düşünüyordum, teklif ettim, çok beğendi ve çalmayı kabul etti.’‘
Alp Ersönmez’in ilk albümü ‘Yazısız’ bende çok hoş bir tad bıraktı. Özellikle albümün 2. şarkısı ‘Burada bir yaralı var’... Erkan Oğur’un perdesiz gitarı ve vokali, şarkıyı ağlatmış… ’’Erkan abi milli servet ya. UNESCO tarafından korunmaya alınmalı. Eşi yok…’‘ Geçmişte bırakılan iyi kötü şeylerin, sen kahveni yudumlarken film şeridi gibi akmasına benziyor.. Acı-tatlı, buruk, tozlu raflardan yeni inmiş. Bırakamamışsın aslında hiç, zaman geçmiş üzerinden ama istiyorsun onu işte. Tavsiye ederim…
Albüm genel olarak sözsüz şarkılardan oluşuyor. Sadece Alp’in Beşik isimli bestesine Sibel Köse’nin tatlı sözleri eşlik etmiş o kadar.. Bir sonraki albümünün sözlü olacak mı acaba? “Bir sonraki albümüm bu akşam konserini verecek olduğumuz ‘Cereyanlı’ olacak. Bilgisayar altyapılı caz müziği. Bir sonraki de tamamen vokal olacak. Cereyanlı’ seneye biter tahminen..’‘
Tonal ve atonal müzik hakkında neler düşündüğünü merak ediyorum. ’’İnsanı en çok etkileyen şarkılar minör havalı şarkılardır. Atonal müzik zaten bir anlayış, tecrübe meselesi. Ama bu müziği de genele dinletmenin yolları var tabi. Ben albümün ilk parçası, SFG’de bunu yapmaya çalıştım. Atonal müziğin seslendiği yer kalpten daha ziyade akıl. Dolayısıyla atonal müziği, düşünen, sorgulayan, müzikle haşır neşir olmuş, belli lezzetlere sahip insanların zevk alabileceği bir tarz olarak nitelendirebilirim.’‘
Akbank Caz Festivali kapsamında düzenlenen ‘Kampüste Caz’ etkinliğine gelelim.. ’’Hepimiz böyle bir etkinliğin içerisinde olmaktan çok memnunuz. Her şehirde, Akbank’ın ve Pozitif’in bile beklemediği bir ilgi ile karşılaştık, gerçekten çok etkilendik. Akbank ve Pozitif’in tüm ekibi çok iyi çalıştı. Gelen herkese teşekkür ediyorum tekrar. Hala turneye dair mailler alıyorum insanlardan.’‘
Tadı damağında kalanlar için devamı olacak mı? “Biz kendimiz için bir turne yapmak isteriz ama bu yıl gidemediğimiz şehirler için keşke seneye de bir ‘Kampüste Caz’ turnesi yapsak diyorum.” Turne esnasında yaşadığı güzel bir anı anlatıyor Alp; ’’En son gün Bursa’da Can Çankaya’nın doğumgünüydü. Sahnede plaket verdim ona. ‘Doğumgününüzü kutlar Türk Cazına ve Türk-Amerikan ilişkilerine yaptığınız katkılardan dolayı size teşekkür ederiz.”
İstanbul içi ve dışı konserler hakkında şöyle düşünmekte; ’’İstanbul artık belli oranlarda bir doygunluk yaşamaya başladı. Her zevke hitap eden konserler sürekli mevcut. Anadolu hala etkinliğe aç ama kesinlikle bilinçsiz değil. Büyük bir festivalin içine oturtulmuş bir mini turneyle Akbank Caz Festivali, acayip bir şey yapıyor aslında. Bu büyük bir sanat hizmeti. Tek başına kampüste Caz turnesi yapmak belki zor olabilirdi ama Akbank Caz Festivali içerisinde bunu yapıyor olmak bambaşka bir hava çünkü genel tanıtım ve bütçeden faydalanan bir yan festival oluşmuş oluyor. Normalde belki merak etmeyecek insanlarda bu kapsamda ilgilenip konserlere geliyorlar. Bunun ne kadar önemli olduğunu bir kaç nesil sonra belki göreceğiz.’‘
Yeni projeler var mı? ’’Düzenli olarak kabul edebileceğim ayda bir Otto’da Cereyanlı’yı çalıyoruz. İstanbul Sessions ile konserler var. Yakın planda şimdilik bunlar var.’‘
Özellikle Can Çankaya ile sahnedeki atışmalarını, gülüşmelerini izlemek çok zevkli… ’’Kangroove, Bodrum Mavi, 10 yıl..:) Yani kendisiyle derin hukuğumuz var…’‘
Gitarıyla arasında özel bir bağ var çalarken kimseyi görmüyor. ’’Az görüyorum, ama genelde tüm müzisyenler öyledir..’‘ Seni izlemek daha önce kısa bir süre bas gitar çalmış biri olarak bende tekrar bu enstrümana başlama isteği doğurdu. ’’İnşallah tekrar başlarsın :)’‘
Ne Sever?
Yeşil favori rengi, karnıyarık ve mantı en sevdiği yemekler. Dalmayı çok seviyor ama spora istediği kadar vakit ayıramamış ve ayıramıyor :). ’’Spor kaslarının müzik kaslarını ezmesine izin vermememiz gerekiyor.’‘
Sanat Sever?
’’Resim. Abim ve annem resim yaparlar. Ben hiç yapamam ama çok isterdim. Genel olarak sanat tarihi ile ilgileniyorum.’‘
Bu saniyeden sonra Alp Ersönmez hakkındaki ufkum daha da genişliyor ve kendi içimde bir şok yaşıyorum. Sadece müziğini icra eden bir müzisyen olmadığını o an anlıyorum ve konunun üzerine gitmek istiyorum. Kendini hangi sanat akımına yakın bulduğunu merak ediyorum. ’’Atonal müzik ve Noktasalcılık arasında bir ilişki olduğunu Aydın Esen’den öğrendim. Ama kendimi en çok ekspresyonizme yakın hissediyorum.’‘ konu ile ilgili mutluluğum ve şaşkınlığım üzerine Alp devam ediyor “Mesela Sarp Maden bu konularla çok ilgilidir. Mert Önal muhteşem resim çizer… Örneğin Neoklasizm denince Stravinsky…” Harika, bu konuyu onunla geniş geniş konuşmak üzere tadı damağımda kapatıyorum…
Müzikal Anlamda Neler Yapar?
İstanbul Sessions/Wax Poetic: İlhan Erşahin (Saksafon), Alp Ersönmez (Bas Gitar), Turgut Alp Bekoğlu (Davul), İzzet Kızıl (Perküsyon) – Jazz, House
Quartet Muartet: Alp Ersönmez (Bas Gitar), Genco Arı (Piyano), Volkan Öktem (Davul), Sarp Maden (Gitar) – Jazz, Latin
Kangroove: Alp Ersönmez (Bas Gitar), Bora Uzer (Vokal), Can Çankaya (Piyano), Mert Önal (Davul) – Hip Hop, R&B, Soul
Tavsiyeler?
’’Genç müzisyenler bana kolaylıkla ulaşabilirler, kayıtlarını sıklıkla yolluyorlar zaten. Öncelikle müzik beğenilerini genişletmeliler. Kendilerini kaydetsinler ve sürekli dinlesinler. Bu onları geliştirmeye yarar. Bol bol şarkı söylesinler. Müzik enstrümana bağlı bir şey değildir, zihinde yaşayan bir şeydir. Ben de bestelerimi şarkı söyleyerek yapıyorum. Ses rengim fena değil ama şarkı söylemeyi çok beceremem’‘
Bu zevkli sohbetin ve sıcakkanlılığın için çok teşekkürler Alp…
Bir Ezgi Kızıldere sohbeti…
Ayrıca Sarp Dökmeci fotoğraflarıyla…