Konserdeydik: Genco Arı (Ghetto)
Konserin başlamasına saatler varken evde Genco’nun son albümünü Wizart’ı dinlemekteydim. Hem aldığımda 3-4 kere dinlemeye zaman bulabildiğimden,hem de konser öncesinde, bir ihtimal repörtaj imkanım vardı ve albümle alakalı birkaç soru sormakta istediğimden, şöyle bir hafızamı tazeliyim dedim.
Albümü dinleyenler bilirler, albüm karanlık ve bir o kadar melonkolik bir parça olan ‘’Biliyordum’’ ile başlar. Genco bunu karısına itafen yazmış, insanın dinlerken bir sigara yakmasına sebebiyet verebilen cinsten bir parça. Tabi bu parçanın en büyük kozu albümde saksafonları çalan Bob Franceschini. Franceschi’nin de albüm kayıt edilmeden kısa bir süre önce eşini kaybetmiş olması bu parçaya çok nadir yakalanabilecek bir his katmış. Öyle içimizi acıtıyor ki ,onun acısına araç olan saksafonun sesini iliklerinizde hissediyorsunuz.
Diğer favorilerimse; İçsel Hadise ve wiz, ancak albüm zaten bence genel olarak çok güzel, besteler ve kadro on numara. Genco daha nice güzel işler başaracak, bu albümde resmen onun teminatı gibi. Tabi bu arada röportajla alakalı haber bekliyorum ama ses seda çıkmıyor. Herhalde zaman yaratamadılar diyorum kendi, kendime.
Neyse saatler yaklaşınca, Taksim’e,konser mekanı Ghetto’ya doğru yol alıyorum. Konsere birkaç dakika gecikiyorum maalesef. Sorun etmeden içeri dalıp, hemen tüm dikkatimi sahneye veriyorum. Albümden farklı ve minimal bir kadroyla çıkmış sahneye Genco.
Albümdeki elektro bas gitar yerini sevgili Volkan Hürsever’in kontrbasına bırakmış. Davullarda da senelerdir severek izlediğim ve de her defasında bende farklı bir his uyandıran, emprovize gücü yüksek Turgut Alp Bekoğlu var.
“Today” adlı ilk parçadan sonra, evdeyken dinlemeye doyamadığım “Biliyordum”u çalmaya başlıyorlar. Önce Genco giriyor, ardından da davul ve bas ona katılıyor. Şarkıları albüm formundan daha farklı yorumluyor bu üçlü, eğer bu üçlüyü yakalarsanız kaçırmayın derim. Çok fenalar. Arada o kadar güzel paslaşmalar yapıyorlar ki, suratıma bir sırıtma yerleştirmeden edemiyorum.
Finallerde yine tamamen hissederek, duyumsanarak yapılıyor. Herkes enstrümanına hakim ama daha da önemlisi, hepsinin birbirlerinin cümlelerini dahi biliyor olmaları yahut hislerini çaldıkları her saniye sürekli açık tutmaları.
Genco ilerleyen parçalarda, arada araştırmacı bir şekilde vokalden de faydalanıyor, ritimsel ve bazende enstrümanıyla unison hareketler yaparak sessel zenginliklerinin arayışına giriyor, sytnh soundlar ekliyor. Parçalar normal dışı ve uzun çalındığı için 3 parçadan sonra ara veriyorlar. Arada standartlardan örnekler çalıyorlar ama onlarda standart gibi değil, emprovizeye açık olarak çalınıyor. Sadece başlangıç ve bitirişlerde şarkının ana melodi hattını duyuyoruz.
Kısa bir aradan sonra, sahneye döndüklerinde açılışı yine bir standartla yapıyorlar. Ardından yine albümden bir parça olan “İçsel Hadise” geliyor. Turgut abimiz o kadar doğaçlamaya açık bir adam ki, bazen şarkılarda nota sehbasına vuruyor ve inanırmısınız,o sehpa, sehpa değil sanki enstrümanının bir parçası. Bilinçli oraya yerleştirilse o kadar güzel tınlamaz belkide. Bazen sadece elleri kullanıyor, işte bu diyorum, hayal gücü budur. Kendimde bir davulcu olduğumdan gözlere mercekleri takıyorum, derin takibe alıyorum Turgut abimizi. Baya birşey hafızama atıyorum bu gözlemlerimden.
Bazen Genco, bazen Turgut, bazende Volkan kendinden geçiyor, trans o dereceki gözler kapalı, sadece kulaklar açık. Hepisinin çalarken dört köşe oldukları suratlarından belli. Öyle ki arasıra hepsinin ağzından of,ahaaa, yeah gibi nidalar duyuyoruz. Bazense bunlar nasıl cümleler dermişcesine Turgut’un suratında şaşırmayla, keyif arası bir ifade oluşuyor.
Volkan hürsever’i ilk kez dinlememe rağmen çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Solo kısımlarda cümleleri o kadar yerinde ki anlatamam. İşte Turgut’un da surattaki ifade de arasıra bundan kaynaklanıyor sanırım. Genco da arada onu destekliyor, sanki sözlerine katılıyorum dercesine. Bazense çalmayı bırakıp sadece dinliyor. Kendimi yurtdışında bir yerde konser izlediğim hissinden alamıyorum. Ama etrafa bakıpta koskoca Ghetto’da ve İstanbul gibi böylesine bir metropolde,böyle güzel bir konserde toplasan 20 kişi olmadığını görünce,bu his biranda kayboluyor. Neyse ki çok takmıyorum ne de olsa müzik şahane. Kaçıranlar düşünsün diyorum kendi kendime. “İçsel hadise”yle konseri noktalıyorlar.
Sahneden inince kendisini tebrik ediyorum. O gün repörtajı gerçekleştiremedik ama çok güzel bir konsere tanıklık etme şansımız oldu. Bunun için Genç Cazcılar adına Ghetto’ya teşekkürlerimizi sunarız.
İzlenimler: Saygın Mehmet Çağlar