Ulaştık Aydın Esen'e...
Her insan bir deryadır derler. Söz konusu Aydın Esen olunca varın siz düşünün içinde yüzeceğiniz deryanın boyutlarını. Onu tam anlamıyla tanımak için insanın reakarnosyona inanıp, dünyaya tekrar geldiğinde de araştırmaya ve anlamaya devam etmesi gerekiyor kendisini. Bu röportaj Aydın Bey’ in vakitsizliğinden ötürü her ne kadar maille yapılmış olsada, sizi okuduktan sonra tekrar okumaya itecek, okudukça da ruhunuzun tekrar tekrar yıkandığını hissedeceksiniz. İyi okumalar.
Jazz Dergisinin 1997’ deki 6. sayısında sizinle yapılan bir röportajda, müzikle beraber toplumlarında paralel şekilde gelişmesi gerektiğini vurgulamışsınız? Sizce o günden bugüne gelişme kaydedildi mi ülkemizde? Yine aynı röportajda; ‘’ Müzikal zenginlik açısından biz biraz herşeye sahip olduğumuz için kıymetini bilmiyoruz sanki bunun.’’ demişiniz, sizcede hala aynı durum söz konusu değil mi? Yani Türkiye’ de bizim armonimiz kokan caz albümleri hala yok denecek kadar az değil mi?
.. Evrendeki belki ilk oluşumlardan biri olan ses [ veya konuşurken genellikle ‘sound’ dediğimiz], kendisini bizlere bir çesit gibi hissettirmeye çalışırken, epey bir farkla öteki popüler / bilinen sanatlardan ayrı boyutlarda giderek [sonu olamayan] bileşimlerinin algılanmaya sürekli açık olduğunun sinyallerini gönderiyor bizlere.. Sadece, o paralelde olmaya calışıp, beyinlerimizi kalbimizin de yardımıyla farklı evrenlere iterek, kontaklarımızı açık bir durumda tutmaya çalışmalıyız. .. Dönüşüme açık olduğumuzun farkında olmalıyız … ve paylaşabilmeliyiz ….
Toplumlar arası yüksek konsey tipi tarzı buluşmalarda, yağdan gazdan bahsedip insanları telaşlandırmanın yerine, güzel olduğu kadar da azıcık [non-materialist] ciddi konulara az da olsa girebilseler, o dedikleri çağ atlamak daha da kolaylaşacak.... Aslında yalnız Türkiye ile alakalı kesin bir şey değil bu; Dünya gezegeninin neredeyse %90’ı için müzik, artık ‘hobby ‘.
Hep yurt dışında, Avrupa’ da olduğunuz, oralarda konserler verdiğiniz haberlerini duyuyoruz, özellikle de Paris’te. Neden artık Türkiye’ de çok dinleyemiyoruz sizi? Anlaşılmayacağınızı düşündüğünüz için mi böyle bir tercih söz konusu? Sebepleri nedir bunun?
… Her fırsatta Türkiye'de çalmayı sevdiğimi ve arzuladığımı söylemeliyim ama doğru, az gözükmemin nedenleri de olabilir belki ama ... Müziğimi özellikle buradaki dinleyicilerimizle paylaşmayı çok ayrı seviyorum kesinlikle… Yoğunluğumun genelde daha fazla olduğu Avrupa ve Amerika bölgeleri uzun yıllardır biz çağdaş sanatçıların yaptıklarını yakın takibe aldılar ve sürekli yeni müzik ortamı ile kontakta olmaktan hoşlanıyorlar.
.. keeping up-to-date anlamında günümüzde zaten varlıkların [veya en azından internete girebilenlerin, electronic ortamı sevenlerin ve computersiz duşa-kabine bile giremeyenlerin ] aralarındaki 'via cyberspace' enerji değişimi [the big exchange] ve seri hız [ veya 'speed of commucation'] etkisini her yerde göstermekte - büyük bir kısmı pozitif anlamda ve tabii ki ok., belki biraz da negatif anlamda- . .Ne olursa olsun yine de önemli gelişmeler bunlar… Biraz sevimsiz ve de zor olan tarafı özellikle genç sanatçı için...bunları nasıl hayata geçireceği.. ..yeni sanat ortamlarını ve yazı / çalma biçimini bulup üzerinde extensive -[genisçe çalışıp/hazmederek mantıklı bir şekilde anlatımcı ve ilerikçi [kişisel] sanatın içersine enjekte nasıl edilebileceği? - … Anlaşılabilirlik kavramı çok enteresan çünkü insanlar neyi anlamadıklarını bilmiyorlar ilk olarak, ki zaten açlık ve sefalet konuları ve dünyada paylaştığımız gezegenimizin sağlığı ile ilgili konular ve sorunları beni çok daha fazla ilgilendiriyor. Ses zaten duyulur diyenler kesin haklı ... )
“Saf müzik yapmak isteyen kişi dikkatini, ‘’geçmişte neler yapıldı, bugün nerede olmalıyız’’ sorununa odaklamalı, yarının müziğini düşünmelidir.’’ demişsiniz, peki özellikle bir zamana mı ait olmalı müzik?
. . Fotoğraf çekmek gibi bu olay, shutter release dokunmaya bir kala son kontrollerin bitmediğini ve seri bir hareketle live-update yapmaya çalışan fotoğraf sanatçısının bile bir improviser ile aralarında olan cosmic bağlantıyı anlamak güç değil.. o da belki farkında olmak denilen şey. Saf zor laf ve çok rahat kullanmak herkesin harcı değil. Tam bu esnada, flash-forward, gerisi kolay......unidentified [bilinmeyen veya -yok böyle bir şey -dediğimiz ] elementlerin yeni bileşimleriyle bile boy gösterip kendilerini keşfetmemiz gerektiğini söylüyorlar biraz evvel değindiğimiz gibi... O zaman işler daha az zorlaşır, nedeni ise yarının aslında geçmiş olduğudur . . . ? . . .
Şimdi nerede okuduğumu pek hatırlamıyorum ama ‘’Müzik beni doğuya ya da batıya değil, yukarı çekmeli .‘’ dediğinizi hatırlıyorum bir yazıda, o zaman diliminde de anlaşılan hep yeni ve sizi tanrıya yaklaştıran şeylerin, müziğin kalıplarından sizi kurtarıp, sınırları zorlayan şeylerle uğraştığınızı ve uğraşacağınızı belli etmişsiniz aslında. Bu yüzden de son dönem albümlerinizde uzay ve kavramlara dair birçok gönderme var, sanki bir bilimkurgu filminin kulaklarımızda sessel şekilde vuku bulmuş halini dinliyoruz. Aynı tadı ben,sizin gibi son dönemde Terje Rypdal, Wayne Shorter gibi isimlerde de hissediyorum. Acaba Cazın evriminde bir sonraki aşamaya mı gelindi, yavaş yavaş yeni bir ‘’Genre’’ nin doğumu mu söz konusu, yahut cazın içinde yeni bir ekol mü demeliyiz?
. . tek noktada gibi toplanmış çeşitli gezegen kluster (Küme) sistemlerinin o bölge uzayı içersinde nasıl büyük bir alanı işgal ettiğini bugün az daha olsa görüp düşünebiliyorsak sound kavramının da genişliği ona eş değer, veya hala tam anlaşabilirliği bile tartışmaya açık müzik sanatının ve tabii ki öteki sanatlarda da aynı güzellikte sorunlar var....
. . point -and -shoot tipi hayli yüksek kalite fotoğraf çekebilen rangefinder kameralar gibi bu olay .. tüm hesaplamalar [yapabildiğiniz kadarını] olabildiğince kesine yakın olmalıdır ama burada sorunlar daha da artıyor. Kültürler arası halka açık etnik görüşmeler ve paylaşımlar aslında hep ilerikçi ama seçilen programlar yetersiz. Dünyanın bugünkü yaşam kalitesi bazı şeyleri engelliyor. Bizler ses sanatını popüler yaşamımızın içerisine geçmişe göre daha da modern bir şekilde koyduk veya daha doğrusu öyle hissettik… Her çeşit müzik dinleyiciye değişik anlarda değişik şeyler hissetirir, bu sadece doğal... daha ötesinde, [onun] içerisindeki bağlantılar ne derece bizim işimize yarar kısmında sabırsızlığı bırakıp açık pencerelerden içeri girip vücut direncini teste alan soğuk hava, üşüttüğü gibi sonsuz faydalar da sağlar....
..Yükseliş [..veya aydınlanma ..] gerekliliği tartışılamayacak bir şey … evrimler gelir geçer, bazıları olduğu ve diğerleri oldurtulduğu gibi … bu arada, çağdaş sanatçılar hep denge peşindedirler. Ferdi zevkler hiç ilgilendirmez genelde beni… çünkü bu özel bir şey değil, paylaşmanın anlamı çok büyük benim anlayışımda … Çevremizdeki bazı eski tip düşünceler yalnızca yavaşlatır ama durduramaz evrimleri . . .
Size son dönemde ilginç gelen isimler kimler? Sound olarak ya da tarz olarak.
... Fena çesitli ve çok fazla şey dinlerim her fırsat bulduğumda, çalışmalarımla paralelel tutmaya da calışırım etrafımdakileri tabii ki pozitif şeyler yakaladığımda . .. . Atölyemin dışarısı beni hep ilgilendirmiştir ve kendini hatırlatır bir oluşum olarak, dahası çalışmalarımda focus herşeyi belirler bunlara bağlı olarak ki uzun zamanlar evvelki bir söyleşimde yabancı basına açıklamaya çalışırken aklıma gelen şeyde buydu … Giderken temizlik de yapmayi unutmamak lazım.. ... o yüzden sizlere isim vermek cisim vermekten daha da zor, believe me! ... Çünkü bu şeyler çok detay ve zaman gerektirir ki Berklee ve Yale yada Harvard dahil kimse çözemedi. Yani, kanser ilacı arıyoruz bütün bunları yapıp bir yandan da eğlenmiyor gibi gözükmemiz [ veya bir soap opera kadar bayanlara dahil [ki bende bu değişti..] heyecan verip günlük hayatlarına sokabilmemiz bunca zaman aldı...
Terje , evet ... kesin yea man ; veya Miroslav on bass veya Wayne Shorter ki, neredeyse bizden birkaç nesil daha evvel olayların tam anlamıyla içersinde olan Joe Zawinul ile birlikte şaka götürmeyecek işler yaptılar... Bunları düşünürken, hatırladığım bir olay, Wayne S. ' ın bana New York' daki evime gönderdiği yazılı [90' lı yılların başı gibi… ?] mektubunda epey güzel şeylerden bahsettiği; ama zaten Miroslav ile ilk yıllardaki yapmış oldukları şeyler de bir hayli güzeldi...
Frekanslar ya da sadece uzun ve tek bir sesten oluşan bir nota, bazılarına anlamsız gelecek bir ses sizde nasıl bir hissiyat uyandırıyor?
. .. Artık duymaya başlasak iyi olacak çünkü ben bu şeyleri artık herkesin benimseyip hayatlarına katmasını beklemekteyim... Her zaman, tabii olarak, kişilerin kendi özel seçimlerine büyük ölçüde saygı duymayı da uzun yollardan öğreniyor kişi.. Bazen bir müzik veya tek bir ses belki de,kişilerin hayatını değiştirebiliyor .. Her ne olursa olsun antenleri açık bırakıp uçuşan ses sinyallerinin kollarımızı açık ve anı yorumsuz tutarak rahat seyahat etmelerine izin vermeye çalışmalıyız...
Her sesin müzik olduğundan söz edilebilir mi? Özellikle de müziğin duyguların bir nevi çevrimi olduğunu düşünürsek? Acaba bu yüzden anlaşılmadığınızı hissettiğiniz oldu mu hiç?
. ..anlamlı ses = anlamsız ses .... oldu bile dediler. Binlerce yıldır aynı hikayeler ... Ama özellikle geçen yüzyıl başı [XX.] epey çelişkilerle dolu geçirdi ilk 15-20 yılını ve daha da yoğunlaştı kopmalar dinleyiciler ve müzik adamları arasında bile . . Ses anlamını yitirdi ve artı olarak tam anlamıyla bunları ilk elden canlı duyma firsatını verebiliyoruz çalarak yaptıklarımızı , sanki eskiden olduğu gibi, bir besteci eserlerini sahnede yorumluyor dahası, benim çok önem verdiğim sey, paylaşıma açık tutuyor..
“Her şey müzik için, kompüterler devrede” demişiniz bir ropörtajda da, sizce yeni enstrümanları ne geleceğin, ya da yeni neler var bizi bekleyen gelecekte sizin öngörünüz olarak yahut hayaliniz olarakta olabilir? Geleceğin müziğinden beklentiniz nedir?
. ... İnce ve detaylı bir konu bu …geleceğin müziği bugün diyenler var benim için. Duyması güzel ama biz zaten biliyoruz neler yapmaya calıştığımızı..Neredeyse hepimizin uzaylı olduğunu daha yeni anlayanlar var galiba.. Gezegenler arası yolculuk kavramları gorüldüğü üzere normal artık. Bunlar ne olursa olsun bir bestecinin veya ressamın veya heykeltraşın sevdiği şeylerdir….Akıl dolu eserler herkesin anlayıp yaratabileceği şeyler de değil… Zaman zaman normal ama açık kafalı bir konser dinleyiciyisi bizim müziğimizi dinlerken heyecandan yerinden kımıldadığında, sonrasında bunları sohbetlerimiz esnasında söylediğinde görüyorum ki dışarıda çok güzel şeyler dinlemeye çalışan bol, bir sekilde yerinde oturmayıp dolaşıp yeni şeyler aramaktan çekinmeyen yığınla insanlar var ve zevk alıyorum onlarla tanışmaktan … Electro – acoustic olayı damgasını açık olarak vurdu XX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ve bu sonsuz kombinasyonlari beraberinde bizim nesilin de akıl dolu yenilikçi fikirleriyle tam hız ilerliyor XXI. yüzyil baslarında ve kim bilir neler olacak gelecekde ama tadına kanımca çok güzel bakıyoruz birlikte yaşadığımız bugünlerde, sonsuz evrenlerde uçuyoruz … her an birlikte olamıyoruz zamanlamalarımız farklı diğer yaşayan insanlarla ama mesajları ulaştırmaya ve paylaşmaya çslışıyoruz hep…
Klasik Müzik sizce cazı sevdirmek için bir araç mıdır? Bunu söylememin sebebi birazda Aya İrini’ deki Bach konserinizi izlememden kaynaklanmakta. Bach’ tan çok, klasikten çok, cazı duyduk sizi dinlerken aslında o konserde. Peki bunu elektronik müzik içinde söyleyebilir miyiz? Caz da geldiğiniz son noktaya bakarsak , artık türler arası bir kaynaşma söz konusu olduğu için ya da Genreler arası bir kayma da diyebiliriz, daha önceden sadece elektronik müzikler dinlemiş biri sizi dinlediğinde birşeyler alabilir mi sizce sizden? Ya da cazı sizi dinleyerek sevebilir mi?
... Anlaşalım bu konuda artık [ ... ses = evren ... kaç tane evren kaç tane ses olmalı ki .? .. Yani .Görüldüğü gibi... Eşittir, > BİR. !!
......Kaç ses iyi ses.?. Hangi ses? Hangi tür.?.. Türler arası boğuşma ... Sanki safarideyiz… Türler birbirlerine saldırıyor kaçan kurtuluyor… Güzel hayvanlar, çirkinler ve şirinler vs..... Yani, alemsiniz... Tüm dünya her zaman benden müziğin tek bir evren olduğunu ufak yaşlarımdan duyuyor... Ben de hard-core bir dinleyici ve kritik olarak uyarılarımı yalnız kendime değil tüm türlere doğru yöneltirim... Sadece kültürünüzü yükseltmeye, bol incelemeye ve okumaya açık olun yeter.
Sizi dinleyen birinin sizden birşeyler alabilmesinin püf noktası nedir?
… Detayları algılayabilmesi... Ve bu da müziği yüceltme anlamında anlaşılmamalı.!. Neredeyse hazır ve doymuş olmalı iyi bir dinleyici...Çünkü sınırsızlık teorileri ile uğraşan bir müzik adamıyla uğraşacağını da bilmeli beni dinlerken...
’’Notalardan değil, kablolardan konuşmak lazım’ demişsiniz bir ropörtajınızda, her ne kadar sizin gibi başarılı örnekleri olsa da, bu bir nevi sentetikleşmeye de yol açmıyor mu aynı zamanda?
... Kısaca; bu teknolojinin hangi ellerde olduğu ile alakalı . . .
‘’Teknoloji çok geride bizim gibi adamlar için’’ demişiniz geçmişte, hızınıza yetişebildi mi peki teknoloji? Yoksa hala kafanızdaki fikirleri, ürettiklerinizi desteklemeye çalışan kör topal bir ekipman vazifesi mi görüyor?
Yes ve [ya] no! Robotik ekipmanlar programlandığı şekillerde karşımıza çıkarlar ama onları yine biz daha ileri boyutlara veya kapasite üstüne çıkarmak için yıllarca çalışırız ve hatırlarım. .. Birçok mühim ileri teknoloji firmaları beni yıllar içerisinde hep ararlar ve çalışmaları hakkında neler düşündüğümü, nasıl daha ileriye götürebileceklerini sorarlar - hem software hem de hardware anlamında... Sound konuları o kadar fazla detaya sahip ki... Elektroniklerin olmadığı bir dakikayı bile hatırlamıyorum yaşamımda...
Televizyon beyin yıkayıp ,internet zamanın, özelliklede genç kesimin zamanının çoğunu çalıp, asosyal olmasını tetikleyen bir kavram olmaya başlamışken, müzikte ve hayatın daha başka birçok yerinde olan teknolojik gelişmeler, üretken insanları tetikleyip, açlıklarını gideriyor, sizinde yaptığınız gibi bilinçli kullanıldığında. Sizin düşünceleriniz neler bu konuda? Sanki teknoloji hissettirmden biraz da bizden insanlığımızı mı çalıyor ne? Bu bağlamda bakıldığında da teknoloji bir nevi paradoks gibi durmuyor mu?
.... Ben kesinlikle hızlanmasını isterken teknolojinin öte yandan diğer insanlar [ ki genellikle kullanmasını bilmeyen negatif bakan daha yaşlıca olan kesimler] / anneler babalar vs...] sanki acaip tehlikeli birşeymiş gibi karşılarında durmaya bayılıyorlar, anlaması zor ama birde getirdiği bazı bilinen tehlikeleri de olduğu açık. Dikkatli olmalıyız . Önemli olan şey dengeleri doğru kurabilmek...
Ülkemizde devlete yahut özel bir kuruma ait jazz dalında branşlaşmış bir konservatuar bile yokken, halen yetenekli müzisyenler çıkarmaya devam ediyoruz, ısrarla cazı sevenler sevmeye devam ediyor, cazı keşfeden yeni bireyler yetişiyor ve malesef ciddi olarak ilgilenenler bir süre sonra yurtdışına göç ediyor ; en azından eğitim için belli bir süreliğine. Burada kıymet görmeyip orada sevilen sizin gibi baş tacı edilenlerde çıkıyor nadirende olsa arada, kimbilir halihazırda ne yetenekler vardır uzak illerimizde hiçbirimizin haberdar olamadığı. Sizcede artık buralarda da birşeyler yapmanın zamanı gelmedi? Hatta Türkiye’ nin dört bir yanında. Çünkü müzik ve caz için çalışmalar hep büyük şehirlerde belli zümrelerce idare edilmeye çalışılıyor. Bu da bir kısır döngüyü doğuruyor haliyle ve olayların genişlemesini engelliyor. Sizce neler yapılmalı bu yönde, siz ileride böyle bir fakülte kurulsa, bu oluşumda olmak ister miydiniz eğitimci olarak, ya da orada bölüm başkanı veya dekan olmak ister miydiniz teklif edilse? Yoksa sizi bekleyen işlerle bir süre daha uğraşmayı mı tercih ederdiniz?
..... Belki de farklı bakmanız lazım bu mevzulara artık … Dünyadaki örnekleri gibi değil… Çünkü farklı bir boyut var gezegenin bu bölgelerinde. .. İnsanları tutarsız fakat çok parlak düşüncelere sahip olanları bulunabiliyor her alanda… Üniversitelerle doldu heryer, bu güzel … ama sadece yüksek tahsilin adına önem veriyor gibi herkes [özellikle aileler] biraz da haklı olarak, acele bir şekilde çağımızdaki gereksinimlere, yarışlara ortak olmak istiyor doğal olarak ülkemizde… Ama acele kelimesine dikkat ! .. O kadar çabuk oluyor ki herşey, sindirime ve inançla yükselmeye vakit yok neredeyse… Ben yine de çok güzelliklerin olduğu kanısındayım ülkemizde her alanda.. Ama öte yandan, yüksek tahsilin sanatla olan kardeşliğine fazla önem verildiği söylenemez. Davulcuya kız verilmez mantığı halen hakim… veya niye çocuğumuzu müzik okuluna gönderip bu kadar parayı verelim diyenler …Nee ? Bir de caz mı ?? Unut gitsin diyen aileler ve bana bu arada kaçarak çalışmaya gelen çeşitli süper kabiliyetler … Neredeyse terapi yapmak durumundayız bu tip aileleri ile çelişkili problemler yaşayan gençlere… Bir bina modern müzik ve sanatları için?... Tabii ki son derece gerekli !!.. önemi tartışılamayacak kadar büyük!. Her zaman her yerde hazırım – daha anlamlı, doğru adımların atılması için ne yapabilirsem o kadar mutlu olurum.
Bize yakın zamanda gerçekleşmesi muhtemel projelerinizden bahseder misiniz? Albüm veya konser serileri gibi.
... Son derece yoğun zamanlar benim için... Yeni seri müziklerinin recordingleri ile uzun bir süredir uğrasşıyorum... Turne anlamında daha cok avrupa aktif bir şekilde devam ediyor... Geçtiğimiz günler içerisinde ülkemizin izleyicisi ile de buluşma firsatını yakalayabildiğim için sevinçliyim ve daha aktif ve kapsamlı bir tur planlıyoruz içeride ve dışarıda..
Son olarak sizi takip eden, sizin söylemleriniz ve işlerinize önem veren, saygı duyan müzisyenlere neler demek istersiniz? Onlara müzikal yaşamlarında tavsiye etmek istedikleriniz nelerdir?
..... Çok teşekkür ederim sıcak ilginize; söyleyebileceğim tek şey inandıkları ve sevdikleri şeylerin peşini bırakmamaları ve kendilerini buranin değil dünyanın insanı olarak görmeye çalışmaları… Sevdikleri o paha biçilmez serbestliğin içerisinde amansız sınırlayıcı kurallar koyma başarısını gösterip kontrolü ele geçirdiklerini görmek istiyorum daha çok. Bu da, o inanılmaz farklı boyutlarda uçan ses evreninin içersine girebilmek icin son şans…
Röportaj : Saygın Mehmet Çağlar – Genç Cazcılar İstanbul Sorumlusu